3 Aralık 2008 Çarşamba

AB, Tasarruf için ampulü yasaklıyor

Bir asırdan uzun süredir odalarımızı aydınlatan ampule İsveç ve Avrupa Birliği Ülkelerinde yasaklama getiriliyor. Enerji tasarrufu sağlamak amacıyla gündeme gelen uygulama hakkında 8 Aralık'ta Ab Komitesi konuyla ilgili oylama yapacak. Kabul edilirse düzenleme 2009'da yürürlüğe girecek. İsveç Işıklandırma Federasyonu 2009 ile 2013 yılları arasındaki süreçte vat [watt] büyüklüğüne göre sırasıyla ampul kullanımına sınırlama getirecek. Buna göre ilk başta 100 vat'lık ampuller 2010'da 75'lik 2011'de 60'lık 2012'de 40'lık ve son olarak da 2013'te 25'lik ve 15'lik ampuller tedavülden kalkacak. Federasyon yetkilisi Markus Frentzell'e göre büyük enerji sarfiyatı sağlayan ampullerin bir anda değil de kademeli olarak yasaklanması üreticilerin zora girmesini önleyecek. Ayrıca düşük enerji harcayan ampullerin üretimi için de firmalara zaman tanınmış olacak. İstatistiki verilere göre AB Ülkelerinde satılan her yıl 2 Milyar klasik ampulün yerini düşük enerjili ampuller alacak. Edison'un icadından beri klasik yöntemlerle üretilen ve kullanılan ampulller enerji ve finans krizlerinden sonra yeni düzenlemelerle keseye uygun hale getirilmiş olacak. Türkiye'de de enerjide tasarruf sağlamayı hedefleyen. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 10 İlde 2 Milyon tasarruflu ampul dağıtma kampanyası başlatmıştı. Başbakanlıkda enerji sarfiyatı kapsamında tüm kamu kurum ve kuruluşları, belediye meslek odalarının klasik ampulleri değiştirmesi talimatını vermişti.

Şeb-i Arus minik semazenlerle başladı

Hazreti Mevlânâ'nın 735. vuslat yıldönümü törenleri,minik semazenlerin gösterisi ve sevgi yürüyüşüyle başladı. Zafer Meydanın'dan başlayan yürüyüşe Konya Valisi Osman Aydın, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, milletvekilleri Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî'nin 22. kuşak torunu Esin Çelebi Bayru, Sûrîye'nin Haleb Valisi Doktor Tamer Fuad el Hacce ve çok sayıda vatandaş katıldı. Önde semazenlerin yer aldığı korteje mehter takımı eşlik etti. Mevlânâ Müzesi etrafında toplanan protokol üyeleri okunan ilahileri dinledi, ardından Mevlânâ'nın kabrini ziyaret etti. Program Kültür Bakanlığı Türk Tasavvuf Mûsıkî Korosu üyelerinden postnişin Mustafa Polat'ın yaptığı gülbank duası ile sona erdi. Mevlânâ törenleri için Suriye'nin Haleb Valisi Dr. Tamer el Hacce ise etkinliğin ardından Vali Osman Aydın ve Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek'i ziyaret etti. Türkiye Suriye ilişkilerinin kendini memnun ettiğini söyleyen El Hacce, ''Haleb için bu ilişkiler ayrı bir önem taşıyor. Türkiye'de büyük bir gelişim süreci yaşanıyor. Türkiye ve Suriye aynı kültür ve tarihe sahip. ''Mevlânâ'nın Haleb'te önemli bir yeri var'', dedi. El Hacce ve heyetinin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın temsilcisi olarak Konya'da bulunduğunu anlatan Vali Aydın ise, ''Suriye halkı ile aynı kültürü paylaşıyoruz. Bu tür ziyaretlerin ekonomik ve sosyal anlamda da önemli katkıları olacaktır.''ifadesini kullandı.

2 Aralık 2008 Salı

HANGİ ÇİÇEK HANGİ ODAYA

Ev dekorasyonunda çiçekeri kullanmak mekâna ferahlık verir, renk katar. İyi ve akıllıca seçilmiş bitki türleri evin tüm bölümlerinde kullanılabilir. Çiçekler ve salon bitkileri evinize karakter kazandırır. Tabii ki bir Jungle [Cangıl]'a çevirmemek koşuluyla. Her yerden çıkan ve tüm salonu sarmalayan bitki sapları hoşluk değildir, boğulma hissi verir. Ama akıllıca bir dekorasyon ile mutfak,banyo ve yatak odası dahil evin tüm bölmelerine çiçek açtırabilirsiniz.
[Oturma odasına yeşil bitki:]
Özenle aranje edilmiş büyüklü küçüklü bitkiler, oturma odasının havasını değiştirecektir. Seçeceğiniz çiçeğin rengi koltuklarınki ile değil de halı ile aynı olursa daha uyumlu seçim yapmış olursunuz. Çiçeksiz yeşil bitkiler oturma odası için en uygun seçenektir.
[Yatak odası için yapma çiçek]:
Uyuduğumuz ortamda çiçekerin bulundurulması sağlık açısından doğru değil. Çünkü bitkiler çevreye oksijen verirken gece karbondioksit yayar. Ama mutlu sabahlar için iyi bir fikir olduğundan gerçeğine çok benzeyen yapma çiçekler yatak odasında bulundurulmalı.
[Koridorlara kuru çiçek:]
Evinizin girişi eğer aydınlıksa yani güneş alan bir yerse canlı çiçeklerle süsleyin. Ama karanlık bir girişiniz varsa, ya loş ortamları seven yeşil bitkileri ya da gerçeğine çok benzeyen yapma çiçekleri kullanabilirsiniz.
[Mutfağa menekşe ve kaktüs]:
Mutfak için, küçük saksı çiçekleri özellikle sık çiçek alanlar tercih edilmeli.Mesela minik saksılarda rengarenk menekşeler.
[Nem sevenler banyoya]:
Banyoda fazla ışık istemeyen ve nemli bir ortamlardan hoşlanan türden çiçekler kullanabilirsiniz.

YILDIRIM NASIL DÜŞÜYOR

Gökyüzünde yılda 3 Milyar şimşek veya yıldırım oluşmaktadır. Bir deyişle yılın her hangi bir zamanında dünyanın üstünde 2000 yıldırım bulutu vardır ve dünyamıza her saniyede 100 yıldırım düşmektedir. Hiroşima'ya atılan atom bombasından 100 kat daha fazla enerji açığa çıkmaktadır. Yıldırım düşmesi insanlar için tahlikeli olmasına rağmen insan yaşamına faydası da vardır. Yıldırımlar yer yüzündeki bitkiler için faydakı maddeler olan nitratlar ve oksijeninde yeryüzüne inmesine neden olurlar.
Her şey güneş ışıkları ile yeryüzünde ısınan havanın yükselmesiyle başlıyor. Tabii içinde buharlaşan suyu ada yukarıya taşıyarak. Bu yükselen hava yaklaşık 2-3 Kilometreye ulaşınca havanın soğuk katmanlarına rast geliyor. Soğuk havalarda nefes verince nefesimiz nasıl buharlaşıyorsa aynen o şekilde buharlaşıyor ve gördüğümüz bulutu oluşturuyor. Bu bulutlar daha sonra hava akımlarıyla 20,000 Metreye kadar tırmanabiliyorlar.
Aslı tam bilinememesine rağmen bılutların bu yükselişi sırasında içlerinde oluşan buz kristallerinin birbirine sürtünerek bir statik elektrik enerjisi açığa çıkardıkları öne sürülüyor. Bu elektrik enerjisi bulutların üst katmanlarında pozitif [+], alt katmanlarındaysa negatif [-] yüklü olarak birikiyor. Bulutun içindeki yük havayı iyonize edecek güce ulaştığında şimşek oluşuyor. Yağmur bulutlarının alt tarafında ki negatif büyük negatif yük içindeki elektronları iterek orayıda pozitif yüklü hale getiriyor ve bu yük saniyede 1000 Km hızla toprağa iniyor, yani kısa devre yapıyor. Yıldırımın bu anındaki ısısı 30,000 Derece olup güneşin yüzeyindeki ısının beş katı kadardır. Yıldırım düşerken çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Yerden de buluta doğru bir boşalma oluyor. yerden 100 Metre yükseklikte bu iki akım birleşiyor ve iletkenliği çok fazla olan bir koridor oluşuyor. İşte bundan sonra yıldırımı hiç bir şey durduramaz, pozitif yük hızla buluta doğru onu nötr hale getirmek için yükselir, İşte yıldırımın havadan yere mi ?, yoksa yerden havaya mı oluştuğunu yapan soru bu. Bu koridordan yerden göğe doğru neredeyse ışık hızının 1/3 hızla yükselen akımı yıldırımın göze gelen şiddetli ışığını da yapar. Ardından yine yukardan yere iner ve iki taraf arasındaki potansiyel farkı sıfırlanana kadar bu olay 10-12 kez tekrarlanabilir.

KAN VE KALP MUCİZESİ

Siz henüz anne karnında 3 haftalıkken atmaya başlayan bu mükemmel pompanın,yani kalbin,çok önemli bir sorumluluğu vardır. Vücut içinde kanın dolaşmasını sağlamak; bir başka deyişle sizi meydana getiren ve tıpkı ve sizin gibi ''canlı'' olan yaklaşık 100 trilyon hücreye hayat vermek; bu hücrelerin nefes alıp vermelerini ve beslenmelerini sağlamak, onları düşmanlardan korumak... Sizi oluşturan hücreleri, dolayısıyla sizi yaşatan bu sistemi kuran kimdir ? Bu sistemleri sizin için Yaratan, en kusursuz şekilde bedeninize yerleştiren Allah'tır [CC]. Sonsuz güç sahibi Allah [CC] şu ana kadar yaşamış olan ve şu anda yaşayan tüm insanları aynı mükemmel sistemlere sahip olarak yaşatmaktadır. Size yaşam veren kalp ve onun hareketlendirdiği dolaşım sistemi de işte bu kusursuz ve eksiksiz düzenin bir parçasıdır. Kalbin pompaladığı ''kan'' adlı mucizevi sıvı, hareket ettiği andan itibaren bedenimizdeki hemen hemen her hücreye ''hayat'' taşır. Kan gözümüzden ayak parmaklarımıza kadar her noktayı dolaşan mükemmel bir ağ ile tüm bedenimizi kaplar. Biz büyürüz, O gelişir.Biz hastalanırız o da bizi savunur. Yaşamamız için hücrelerimizin beslenmesini o sağlar. Vücudumuzu o temizler. En önemlisi bizi yaşatan Oksijeni vücudun her hücresine ulaştırma görevi ona aittir. Bedenimizde dolaşan bu sıvı, yani kan, özel bir ni'met büyük bir mu'cîzedir.

1 Aralık 2008 Pazartesi

VARİS

Toplardamarlar [venler venalar] açıklığı kalbe doğru bakan kapakçıklar içerir. Bu kapakçıklar, göğüs ve karın içinde,öksürme,hapşırma,ıkınma,yürüme koşma gibi sebeplerle basıncın arttığı bu durumlarda bu artışın uzuvlardaki toplardamarlara yansımasını engeller ve kan akımı daima kalbe doğru olur.
Kapakçıklarda her hangi bir neden ile [Geçirilmiş flebit, aşırı şişmanlık,irsiyet,doğumlar vb] oluşan kaçaklar, daha aşağıdaki damarlarda aşırı basınç artmasına sebep olur. Zaman içinde yüksek basınç ile normalden fazla gerilen bu damarlarda, genişleme, uzama ve bükülmeler oluşur. Bir yandan genişleyerek deforme [yıpranan] olan bu damarlar, kendi içlerinde ki kapakçıklarda karşılıklı gelemediklerinden, aşağı doğru kaçaklara, venöz dolaşımda iki yönlü akımlara yol açarlar. Böylece daha da aşağılara yansıyan yüksek basınç, buradaki venlerde [damarlarda] varislerin oluşmasına sebep olur.
TEDAVİ YÖNTEMLERİ:
1: Ameliyat
Yeni Yaklaşım: 10 Dakika kadar ayakta durma ile varislerin iyice belirginleşmesi sağlanır.Varisler büyük dikkatle tek tek işaretlenir. Bu teknikte varisler cilde yapılan 1 mm'lik mikro kesilerden dikkatlice alınır. Dikişler kullanılmaz. Sağlam damarsal yapıların korunmasını bu yaklaşımın temel ilkesidir. Hasta,girişimi izleyen bir kaç saat içinde evine yollanır. Genelde 3-4 günden sonra tamamen normal yaşama dönülür.
KLASİK YÖNTEM: Bu yaklaşımda varisli bölgeler kaba olarak işaretlenmekte ve işaretlenen bölgelerde ciltte 2-4 cm kesiler yapılarak çıkartılmaktadır.
Bu yöntemin sakıncaları, çoğu zaman sağlam olan safen damarının, varsilerin tekrarlayacağı endişesi ile alınması ve hastanın bir kaç gün veya 1 hafta hastanede kalması lazımdır.
2: Skleroterapi [İğne] Küçük varislerin giderilmesinde kullanılan bir tekniktir.
3: Işın Tedaveleri [Laser,Photoderm] İğne tedavisinde olduğu gibi küçük ipliksi varislerin tedavisinde önemli yeri vardır. Bu yöntemde de varisli bölgeye 2-4 seans tedavi uygulamak gerekir.

YAĞMURDA KOŞAN NEDEN DAHA ÇOK ISLANIYOR ?

Yağmur,yağarken koşanların daha çok ıslanacağını ileri süren,insanı yağmurda sallana sallana dolaşmaya iten bir görüş ile hiç bir şey fark etmeyeceğini iddia eden bir başka görüş ortada dolanıp durmaktadır.
Hiç bir şey değişmeyeceğini söyleyenlerin görüşüne göre vücudumuzun bir dikdörtgen olduğunu ve yağmur damlalarının yere dik düştüğünü farz edelim. İster bir 100 metreci gibi hızlı koşun, ister sallanarak yürüyün bir şey fark etmez. Hızınıza bağlı olmadan vücudunuza düşen yağmur tanesi sayısı aynı kalır. Koştukça ön tarafınıza bir saniyede daha çok yağmur tanesi isabet edecektir ama süre kısaldığından toplam sayı ve sonuç değişmeyecektir.
'Yağmurda yürüyünüz diyenler' diyenler ise koşma durumunda yağmur damlalarının aynı sürede daha çok sayıda birikeceğini ve buharlaşmaları için daha az zaman olduğundan üzerimizin daha ıslak olacağını, aerodinamik tesirleri hesaba katarak, düz yürürken üzerimize düşmeyecek düşey damlaların, koşarsak karşıdan gelecekleri için temas edeceklerini, yürürken başımıza düşen damla sayısının koştuğumuz sırada düşenden fazla olamayacağını ileri sürerek 'ahmak ıslatan' diye de tabir edilen hafif yağışlarda yürümeyi öneriyorlar.
Tabii burada unutulmaması gereken şey yavaş yürürken bacaklarınızın da çok yağış alacağı.
'Koşunuz'! görüşüne göreyse, yağmurda koşmakla yürümek arasında, vücudumuza düşen yağmur tanesi miktarı açısından bir fark olmayabilir ama önemli olan başımıza düşen miktarıdır. Bu nedenle koşarsak süre kısalır ve başımıza düşen yağmur miktarı azalır.
Yapılan bir deneyde, yağmur karşıdan 45 derece açı ile yağıyorken, bir defter kâğıdına aynı mesafe 7 saniyede koşulduğunda 131 damla, 20 saniyede yürünüldüğünde ise 216 damla isabet ettiği saptanmıştır. Buna göre yağmurda yürüyerek gitmek, koşmaya göre neredeyse iki misli ıslanmak anlamına gelmektedir.
Şüphesiz bu önermeler yapılırken, rüzgarın yönü, üzerimizdeki giysilerin şekli ve cinsi ve en önemlisi. kapalı alana ulaşılacak mesafe göz önüne alınmamış ve değerlendirmeler kısa mesafelere göre yapılmıştır. Uzun mesafelerde hiç şansımız yok,koşabildiğiniz kadar koşun ama en doğrusu yağmur geçene kadar kapalı bir yerde oyalanın.